22 Mayıs 2012 Salı

Metropol Kızları - Ken Moritz


Kitabı bu kadar beğeneceğimi hiç düşünmemiştim. Az önce bitti ve hala etkisindeyim.

Roman bir nevi Küçük Mucizeler Dükkanı gibi ama daha farklı. Üç kadın ve onların birbirinden çok farklı hayatları... Dostluklarına ise hayran kaldım. Hayatta herkesin böyle bir dostu olmalı bence...

Sınav haftasında olmama rağmen elimden bırakamadım. ;)







19 Mayıs 2012 Cumartesi

Ayışığında Aşk - Amanda Quick


Quick kitaplarında aşkı ve diğer öğeleri gerektiği yerde, gerektiği kadar kullanmayı biliyor. Ne cıvık cıvık bir aşk romanı okuyorsunuz, ne de eli silahlı bir polisiye... Merak unsuruyla da yazdıklarını harmanlayınca, elinizden bırakamıyorsunuz.

375 sayfa akıyor gidiyor...

Özellikle bir dönem romanı olması sürükleyiciliğini arttırıyor.




Türk Öğün, Çalış, Güven!

Sarışın bir kurda benziyordu. 

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. 
Yürüdü uçurumun başına kadar, 
eğildi, durdu. 
Bıraksalar 
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak 
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak 
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı.


Nazım Hikmet RAN







16 Mayıs 2012 Çarşamba

Lanetli Talih - Rachel Gibson



Kitabı almamda kapağının yanı sıra Jayne Ann Krentz ve Julia Quinn'in yorumları etkili oldu. Daha önce kitaplarını okuyup, beğenmiştim. (Lisa Kleypas'ın da kitabını okumuştum ama çok aşırı beğendiğimi söyleyemem.)

Ama kapağı içini yansıtmıyordu. Yani kızımız ne siyah saçlı ne de kahverengi gözlüydü. Daha uygun bir kapak resmi olabilirdi.

İçeriğine gelirsek, sevimli bir romandı. Okurken sıkılmadım ama heyecanla da okumadım. Sonunda ne olacağı başından belliydi zaten. (Çabuk okumaya çalışmamın nedeni arkadaşımın kütüphaneden aldığı kitaba bir an önce başlayıp bitirmem ve ona geri vermek istememdi. Lakin üzülerek söylemeliyim baskı altında çok daha yavaş okuyormuşum... Vakit ayırmaya çalıştıkça sürekli aksilikler çıktı ve aynı zamanda ders kitaplarıma da vakit ayırmam gerekti.)

Anlayamadığım bu tarz kitaplarda kadınların sürekli aynı biçimde davranmaları... Bana çok ters olduğu için, kabullenemiyorum bir türlü...


15 Mayıs 2012 Salı

Yepyeni Kitaplarım -Evlatlarım- =)


Mis gibi pıtırcıklar, dün yeni evlerine geldiler. :)

Bunları almam benim için bayağı bir zahmetli oldu, ayaklarıma kara sular indi ama olsun. Önce okuldan arkadaşım için kütüphane gittik -ki çok uzak-... Kitap seçmesine yardım ettim, ardından seçtiğimiz bir kitabı sahiplendim... Sonra eve geri dönerken -yürü yürü bitmiyor- alışveriş merkezinin kırtasiye bölümüne uğradık ve oradan birkaç tane kitap beğendim, onları en arkalara sakladık. Öğrenci maddi durumuyla onları alamayacağım için eve gidip, annemi ve cüzdanını benimle alışveriş merkezine sürükledim.

Sonuç... Ayaklarım feci ağrısa da yeni kitaplarımla çok mutluyum... 




13 Mayıs 2012 Pazar

Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov



Cengiz Aytmatov harika bir yazar... Konularıyla, betimlemeleriyle, anlatımıyla söylenecek söz bırakmıyor. Okuduğum ikinci kitabıydı bu. Daha önce Gün Olur Asra Bedel'i okumuştum. Ama söylemeden edemeyeceğim, kitapları hiçte basit romanlar değil. Okumayı sevmeyen biri, sıkılıp bırakabilir. -Ki böyle yapan arkadaşlarım var.-

Kitabımız incecik. 174 sayfa ama yine de kalın bir romana bedel. Minik kahramanımız ise nice kahramanları, yiğitleri saf kalbiyle yenebilecek güçte...

Arka Kapak


Romanın kahramanı yedi sekiz yaşlarında bir çocuktur. Çocuk, saflığın, bozulmamışlığın ve geleceğin sembolüdür. Aytmatov, çocuğun saf ve temiz dünyasından, hayatın acı ve çıplak gerçeğine uzanan bir roman kurgusunu meydana çıkarmayı başarır. Ona göre; çocukluk, gelecekteki insan karakterinin tohumudur. Çocukluk gerçek ana dili öğrenmeye ve çevresindeki insanlarla, tabiatla ve özellikle kültürle bağlarını hissetmeye başladığı dönemdir.
Aytmatov, Beyaz Gemi ile destan, efsane ve masal gibi çoğu şifahî edebiyat unsurlarını eserlerine sokmaya başlar. Geçmişi temsil eden dede ile geleceği temsil eden çocuk arasında dramatik bir ilişki kurarak insan duygu ve düşüncelerine kendine has yorumlar getirir.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Cehennem Taşı - Elle Jasper


Kitaba başladığımda aklıma gelen ilk şey fantastik romanları özlediğim oldu. Bu sıralar kendimi daha gerçekçi kitaplara vermiş olsam da, demek ki aralara fantastik de katmalıymışım.

Alacakaranlık ve Vampir Akademisi'nin karışımı gibiydi. Hatta bu karışıma Vampir Günlükleri'ni bile ekleyebiliriz. Fark kızımızın melek olmamasıydı. Temiz kalpli, cahil vs. değildi. Her yere girip çıkmış, kötüyü de iyiyi de biliyordu.

Konu olarak ise klasik vampir romanıydı.

Sıkılmadan okudum, gayet akıcıydı. Vaktim daha bol olsaydı bir günde bitebilecek kitaplardandı.

Sonuna bakarsak, devamı da gelecek gibi... Ama daha çıkmamış ikinci kitabı...

Arka Kapak


Geceden Korkmamızın Bir Nedeni Var...

Savannah'nın en alışılmadık dövme sanatçısı, Riley Poe için yeraltı dünyası bir hayli tanıdık. Çünkü her gün o uçurumun tam kenarında yaşıyor ve çalışıyor. Şimdi ise neredeyse aşağı atlamak üzere.

Riley, erkek kardeşi yüzlerce yıllık günahkâr bir vampir tarikatı tarafından ele geçirildiğinde gölgeler ve kandan bir dünya ile orada var olanları keşfeder.

İşbirlikçisi ise Eli Dupre adında yakışıklı bir vampirdir. Eli Riley'nin güzelliğinden de en az onun eşsiz kanı kadar etkilenmiştir. Daha da kötüsü Riley'nin kanını çekici bulan sadece Eli değil, başkaları da var.

Riley, erkek kardeşini mutlak ölümsüzlükten kurtarmak için hayal bile edemeyeceği tehlikelerle, kana susamış acımasız düşmanlarla, sonu gelmeyen ve karşısına çıkan herşeyi silip süperen şeytani bir açlıkla yüzleşmek zorunda.

8 Mayıs 2012 Salı

Cemo - Kemal Bilbaşar


Kemal Bilbaşar'ı Cemo'yla tanıdım... Daha önce adını bile duymamıştım.

Cemo, incecik bir kitap ama -bence- pek akıcı değildi. Konusunda pek problem yoktu ama dili... Halkın ağzıyla yazılmıştı, bu nedenle o yörenin kullandığı dilin özelliklerini barındırıyordu. Kitaplarda halk ağzıyla konuşulmasını severim aslında, daha doğal gelir bana... Ama kitabın tümünü öyle okumak hoş değildi. Keşke üçüncü şahısla yazılsaydı...

Kitabın adı Cemo ama Cemo çokta fazla ortalarda yok. Babası ve eşinin ağzından anlatılıp, geçmişlerine de yer verilince bizim kahraman arada kaynamış.

Sonu... Hiç beklemediğim şekilde bitti. Şaşıracaksınız.

Arka Kapak

Cumhuriyet'in ilk yılları... Doğu Anadolu'nun yaman coğrafyasında, aman vermez havasında, binbir oyunuyla insanı coşturan, yoran doğasında yaşayan bir söylence Cemo. Kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, kara saçları gök ışıltıları taşıyan, çatıldığında hançere dönüşen kaşlarıyla yürek yakan Cemo. Başı eğdirilemeyen, Nuh dedi mi peygamber demeyen Cemo, insanlarına da, hayatına da dişiyle , tırnağıyla sahip çıkan yiğit bir kadın. Doğu Anadolu'da bir masal gibi geçen hayatıyla edebiyatımızın simge isimlerinden biri. Kemal Bilbaşar'ın ağalık düzenindeki insanları, aşiret törelerini, inançlarını, yaşama biçimlerini olanca gerçekliğiyle yansıtan bir dille yazdığı Cemo, unutulmaz roman kahramanları arasında yer almış biri. Bir direnişin son romanı.


5 Mayıs 2012 Cumartesi

Sevgi Bağı - Gwen Cooper


Kitap, kör bir kediyi -Homeros'u- anlatıyor. Homeros'un yanında iki tane daha kedi var ama ana kahramanımız Homeros. Yazar -Gwen Cooper-, Homeros'u evine getirişinden ve kör bir kedinin hayatına neler kattığından bahsediyor.

Kedileri severim, bu nedenle kapağı ilgimi çekti ve aldım. Büyük bir beklentiyle okumadım. Eğer beklenti seviyemi yüksek tutsaydım beğenmeyebilirdim.

Başları güzel, akıcıydı ama ortalarında yer yer sıkıldım. Kitabı elimden bırakıp, ara verdiğim ve sonra tekrar okumaya başladığım oldu...

Homeros'a gelirsek, herkese ders verebilecek nitelikte bir kedi. Yapabildiklerini okudukça şaşırdım ve yürekliliğine hayran kaldım. Keşke hepimiz onun gibi olabilsek... Ayrıca onun sayesinde körlere artık farklı bir gözle bakacağım.

Kitaptan;
"Eğer, ne kadar yükseğe çıktığınızı göremiyorsanız, bir metre yüksekliğindeki bir koltuğa tırmanmakla, iki metre yüksekliğindeki bir perdeye tırmanmanın ne farkı vardı ki? Ve eğer zaten her sıçrayışınız, neyle sonuçlanacağını bilmediğiniz bir sıçrayışsa ve bir yerden nereye konacağınızı kestiremeden, kör talihinizden başka hiçbir şeye güvenmeden atlıyorsanız, neyin üzerinden atladığınız ne fark ederdi ki?" (sy 98)

3 Mayıs 2012 Perşembe

Bahar Rehaveti

Havalar ısındı, her yer günlük güneşlik... İyi, güzel... Ama bir yorgunluk, isteksizlikte getirdi bu bahar... Boşboş oturayım, hiçbir şey yapmayayayım istiyorum.

Bu isteksizlik her şeyi etkiledi. Yarım yamalak, karman çorman işler... Ders çalışmak içimden gelmiyor, kitap okumam yavaşladı...

Bahar güzel olmasına güzel ama... Ben kışı özlüyorum. Bu kış pek göremesemde lapa lapa yağan karı özlüyorum. Gelinliğini giymiş dünyayı özlüyorum...

 Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

  Orhan VELİ

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Sinema Molası ~ Siyahlı Kadın


Klasik hayalet hikâyesine dayalı olarak Siyahlı Kadın, oğlunu terk etmek zorunda kalıp Eel Marsh Malikhânesi'nin yeni ölmüş sahibinin işlerine katılmak için uzak bir köye seyahat eden avukat Arthur Kipps'in (Daniel Radcliffe) yaşadığı olayları anlatıyor.

Açıkçası ben pek korku, gerilim filmi izleyemem ya da daha doğrusu korkmadan izleyemem. Bu nedenle film tercihlerim fantastik, komedi vs. arasında değişir. Bu filmi ise Daniel Radcliffe için izledim.

Harry Potter'daki cesur kahramanımız, burada korkan adama dönüşmüştü. Lakin korksa da cesaretini kaybetmemiş gibi görünüyor. Rolüne uyup uymadığına gelirsek, pek sırıtmasa da biraz küçüktü rol için. Fazla çocuksuydu yüzü...

Çok korkunç muydu? Hayır, değildi. Ama çok değişik bir konusu da yoktu.

Unutmadan, kitabı da varmış Siyahlı Kadın'ın. Önce kitabı okuyup, sonra filmi izlerim genelde ama sanırım bu sefer tersi olacak.

1 Mayıs 2012 Salı

İz - Canan Tan





Canan Tan seven biri olarak, okuduğum diğer kitaplarından farklı olduğunu söyleyebilirim. Yine güzeldi belki ama diğer kitaplarına oranla biraz daha aşağılardaydı.

Baba-kız arasındaki sevgiyi konu almış bu kitabında Canan Tan... Ama ben kitaptaki olayları yaşasam Verda'yla aynı tepkileri vermeyeceğimden belki de, ara ara sıkılmalar yaşadım.

Kitap bazı kısımlarda olayın çok dışına sapmış, gereksiz ayrıntılara yer vermişti. Böyle uzun uzadıya bir anlatımdan sonra sonunun pat diye bitmesi hayal kırıklığı uyandırdı bende.

Yine de Canan Tan sevenler okumalı mı? Evet, okumalı.

Kitaptan;

Varlığın değil, yokluğun değerini bilir insanlar. Mutluluğun değerini bilenler, mutsuzluğu tatmış olanlardır. (sy.249)

Arka Kapak


Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir baba-kız öyküsü... Babasına hayran Verda, hatta âşık. Biricik kahramanım diyor onun için. Ne var ki, yıllar önce annesiyle babasının boşanmasından sonra ayrı düşmüşler birbirlerine.

Çatışmışlar, çelişmişler ama sevgileri içten içe hep sürmüş. Kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü avukat Vedat Karacan''ın intiharıyla başlıyor öykü. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmek Verda''ya düşmektedir. Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke''leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini...

"Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım. Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi? Keşke hep küçük kalsalardı... Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba? Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim... "

Kalbimin Sahibisin - Deeanne Gist




Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Gayet sade, akıcı bir anlatımı vardı. Kısaca çerez kitaplardan biriydi.



Çok aşırı güzeldi diyemem ama zevkliydi. Özellikle de başları... Ama alıştığımız dönem kitapları gibi değildi. Balolar, ölümsüz aşklar ve muhteşem insanlar yoktu. Hatalar, taşkınlıklar ve komik sakarlıklar kitapta mevcuttu.


Sonunda yazarın notuna göre ikinci kitabı da gelecekmiş. Bakalım ve görelim...

(Bence bu sonda gayet iyiydi! :) )

Arka Kapak


İster bisiklete biniyor, ister yılan yakalıyor ya da tırabzanlardan kayıyor olsun, Essie Spreckelmeyer, kasabanın (ve annesinin) kendisinden beklediği ideal kadın rolüne bir türlü uyamıyor. Onun doğallık ve neşesine hayran kalacak adam da sıra dışı olmalı ya da en azından kendisine düşkün babası öyle düşünüyor. Fakat ne yazık ki o tip bir adamın yolu Teksas'ın Corsicana Kasabası'na hiç düşmüyor. 1894'te Essie otuz yaşına girer ve Tanrı'nın kendisine bir koca göndermekten daha önemli işleri olduğuna karar verir. Eğer bir koca istiyorsa ipleri eline alıp onu kendisi bulmalıdır. Böylece kasabadaki koca adaylarının isimlerini kâğıtlara yazar, gözlerini kapatır, parmağını döndürür ve birini seçer.